Tahran ile Washington arasındaki gerilimde kritik bir eşik olan Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılması için diplomatik kanallar yeniden çalıştırılıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın sunduğu yedi günlük planı reddettiğini duyurmasının ardından Katar’ın devreye girmesiyle taraflar arasında dolaylı bir görüşme süreci başladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğu New York’tan henüz ayrılmaması, temasların halen sürdüğü yönünde bir işaret olarak okunuyor. Katarlı bir heyetin Arakçi ve ABD heyetiyle ayrı ayrı masaya oturacağı belirtiliyor. İran basını, görüşmelerde son tekliflerin yanı sıra mevcut duruma dair değerlendirmelerin ele alınacağını duyurdu.
Müzakere masasındaki başlıca başlıklar arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılması, ABD’nin uyguladığı ablukanın kaldırılması ve ardından yaptırımların sona erdirilmesi yer alıyor. Konuya yakın iki yetkilinin aktardığına göre arabulucular, bu üç başlığı kapsayan geniş bir taslak metin üzerinde çalışıyor. Yetkililer, Trump’ın açıklamalarına karşın ABD’nin öneriyi resmi olarak reddetmediğini düşünüyor. Bu durumun bir müzakere taktiği olabileceği ihtimali de dile getiriliyor. Taraflar arasındaki iletişimin kopmaması, olası bir uzlaşı için zeminin tümüyle kapanmadığını gösteriyor.
Ekonomik cephede ise Washington’dan Tahran üzerindeki baskıyı artıran açıklamalar geldi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’ın Çin’e gönderilmek üzere denizde bekleyen yaklaşık 15 milyon varil petrolü bulunduğunu öne sürdü. Bessent, bu sevkiyatlar tamamlandığında Tahran’ın büyük olasılıkla iki hafta içinde elinde ticaret yapabileceği hiçbir şey kalmayacağını savundu. Ekonomik baskının İran’ı anlaşma aramaya ittiğini ileri süren Amerikalı bakan, Tahran’ın dünyadan izole hale geldiğini belirtti. Bessent, “Bir dahaki sefere anlaşma yapılırsa buna uyacaklar, çünkü diz çökmüş durumdalar” dedi. Bu sözler, Beyaz Saray’ın diplomatik girişimlerin yanında ekonomik kartı da masada tuttuğunu gösteriyor.
Katar’ın üstlendiği arabuluculuk rolü, bölgesel aktörlerin krizin çözümünde ne kadar kritik bir konumda olduğunu ortaya koyuyor. Doha yönetiminin her iki tarafla ayrı kanallardan temas kurması, doğrudan bir yüz yüze görüşmenin henüz mümkün olmadığı bir aşamada köprü işlevi görüyor. İran tarafının New York’ta kalmayı sürdürmesi, müzakerelere açık kapı bırakıldığı şeklinde yorumlanıyor. ABD heyetinin tavrı ise resmi bir ret açıklaması gelmemesi nedeniyle belirsizliğini koruyor. Bu belirsizlik, sürecin kırılgan bir zeminde ilerlediğini ve tarafların birbirini test ettiğini düşündürüyor.
Sürecin seyri, bölgesel istikrar kadar küresel enerji piyasaları açısından da sonuç doğuracak nitelikte. Hürmüz Boğazı, dünya petrol taşımacılığının en kritik geçiş noktalarından biri olarak biliniyor. Boğazın kapalı kalması, hem enerji fiyatlarını hem de tedarik zincirlerini doğrudan etkiliyor. Yaptırımların kaldırılması halinde İran’ın uluslararası ticarete yeniden eklemlenmesi, pazarlarda dengeleri değiştirebilir. Ablukanın sürmesi durumunda ise ekonomik sıkışmanın Tahran’ı daha sert bir tutuma itme riski bulunuyor.




