SON DAKİKA

SAĞLIK

Lipödemde Geç Tanının Nedeni: Estetik Sanılması

Bacaklarda ağrı, kolay morarma ve vücudun üst kısmıyla orantısız yağ birikimi… Bu üç belirti çoğu kadında selülit ya da fazla kilo olarak yorumlanıyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası kılavuzlar, bu tabloyu lipödem adıyla kronik bir hastalık olarak kabul ediyor. Tanının gecikmesinin asıl nedeni de burada yatıyor: hastalık estetik bir mesele sanıldığı için hasta yıllarca yalnızca diyet ve egzersiz önerileriyle oyalanıyor. Lipödem çoğunlukla kadınlarda görülüyor; bacaklarda, kalçalarda ve kimi zaman kollarda simetrik, ağrılı yağ dokusu artışıyla kendini belli ediyor.

Acıbadem Kent Hastanesi’nde görevli üç uzman, bu tablonun tek bir branşın bakış açısıyla çözülemeyeceğini savunuyor. Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Karaçelik, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Aşkın ve Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Hande Selin Ok, bu hastalığın dolaşım sistemi, kas-iskelet yapısı ve metabolizma üzerinde birlikte etki yaptığını söyledi. Klasik diyet ve egzersizle erimeyen bu yağ dokusu, zaman içinde hareket kısıtlılığına kadar ilerleyebiliyor. Uzmanlar erken tanının, bu ilerlemeyi durdurmadaki rolünü vurguluyor.

Prof. Dr. Karaçelik, tedavinin en kritik basamağının doğru tanı olduğunu söyledi. Hastaların önemli bir bölümünde venöz yetmezlik, varis veya lenfatik dolaşım sorunlarının da eşlik edebildiğini anlatan Karaçelik, klinik muayenenin yanı sıra gerektiğinde Doppler ultrasonografinin devreye girdiğini, böylece yalnızca dışarıdan fark edilen şişliğin değil, dolaşım sisteminin de ayrıntılı biçimde ele alındığını ifade etti. Karaçelik, lipödemi diğer rahatsızlıklardan ayırmanın ve hastayı “sadece kilo ver” telkinleriyle geçen yıllardan kurtarmanın tedavinin temeli olduğunu vurguladı.

Tedavi masasında yalnızca yağ dokusu yok. Prof. Dr. Aşkın, ağrının hafifletilmesi, kas gücünün desteklenmesi, yürüme kapasitesinin korunması ve yaşam kalitesinin artırılmasının temel hedefleri olduğunu söyledi. Güncel uluslararası kılavuzlar, kompresyon tedavisini, kişiye özel egzersiz programlarını ve hasta eğitimini tedavinin yapı taşları arasında sayıyor. Aşkın, yürüme, bisiklet, yüzme ve su içi egzersizlerin hastanın kapasitesine göre planlandığını söyledi. Manuel lenf drenajı ve benzeri destekleyici yöntemler uygun hastalarda değerlendiriliyor.

Beslenme tarafında ise hızlı kilo verme anlayışından uzak duruluyor. Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Hande Selin Ok, yaklaşımlarının anti-inflamatuar beslenme üzerine kurulu olduğunu söyledi. İşlenmiş gıdaların, aşırı şekerin ve rafine karbonhidratların azaltılması gerektiğini belirten Ok, planlamanın hastanın tiroid hastalıkları, polikistik over sendromu veya diğer sağlık sorunları gözetilerek kişiye özel yapıldığını anlattı. Ok’a göre amaç kısa sürede tartıda düşüş sağlamak değil. İnflamasyonun azaltılması, ağrı ve şişliğin hafifletilmesi ve uzun vadede sürdürülebilir bir dengenin kurulması hedefleniyor.

İlgili Makaleler