Almanya, Uluslararası Adalet Divanı’nda (ICJ) yürütülen Nikaragua davasında pozisyonunu netleştirdi. Almanya temsilcisi Julia Monar, ülkesinin hem İsrail’in güvenliğini hem de Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını desteklediğini açıkladı. Monar, Nikaragua’nın Almanya’yı tek taraflı gösterme çabasını reddetti. “Nikaragua bizi tek taraflı olarak yansıtmaya çalıştı. Gerçek bunun tam tersi” diyen Monar, Almanya’nın Gazze’deki çatışmanın sona ermesi ve müzakere edilmiş iki devletli çözüm için yürütülen çabalara aktif katıldığını belirtti. Alman hükümetinin, elindeki diplomatik araçlarla çatışmayı bitirme ve iki devletli çözümü destekleme yönünde çalıştığını ifade etti. Monar, bu tutumun yalnızca söylemsel bir tercih olmadığını, Almanya’nın sahada yürüttüğü diplomatik girişimlerin ve uluslararası platformlardaki temaslarının bu çizgiyi somutlaştırdığını dile getirdi. Berlin’in pozisyonunun, bölgede kalıcı bir istikrar arayışına dayandığını ve taraflar arasında dengeli bir yaklaşımı hedeflediğini vurguladı.
Monar, Gazze genelinde insani yardımın engelsiz ve sürekli dağıtımı çağrısında bulundu. Almanya’nın Filistinlilere sağladığı mali yardımın Nikaragua tarafından siyasi amaçlarla kullanılan soyut bir rakam olarak nitelendirilmesine itiraz etti. “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı Almanya için büyük önem taşıyor. Almanya’dan sağlanan fonlar bu hakkın hayata geçirilmesi için pratik adımlar atılmasını mümkün kılıyor” diye konuştu. Bu finansmanın sahada gerçek ve acil bir fark yarattığını savundu. Söz konusu yardımların, Filistin toplumunun temel ihtiyaçlarını karşılamaya ve günlük yaşam koşullarını iyileştirmeye dönük olduğunu belirtti. Almanya’nın İsrail’e silah ihracatına ilişkin iddialara da yanıt veren Monar, Berlin’in mahkemenin 30 Nisan 2024 tarihli kararını göz ardı ettiği yönündeki suçlamaları reddetti. Monar, Almanya’nın uluslararası hukuka bağlılığının tartışmasız olduğunu ve mahkeme kararlarına saygı çerçevesinde hareket ettiğini ifade etti.
Almanya’yı temsil eden avukat Samuel Wordsworth ise Nikaragua’nın iddialarının incelenmesinin, İsrail’in soykırım ve diğer ihlalleri işleyip işlemediğine dair bir karar gerektireceğini öne sürdü. İsrail’in davada taraf olmadığını hatırlatan Wordsworth, “Cevap şu olmalı: Bir soykırım işlenmiş olmalı. Mevcut davada iddia edilen tek soykırım, davada yer almayan taraf İsrail tarafından işlendiği öne sürülen soykırımdır” dedi. Wordsworth, uluslararası hukukta “Monetary Gold Prensibi” olarak bilinen kurala atıfta bulundu. Bu kural, bir uluslararası mahkemenin, yargı yetkisini kabul etmemiş ve davada yer almayan üçüncü bir devletin hukuki çıkarları hakkında karar vermeyi gerektirmesi halinde bir uyuşmazlığı çözemeyeceğini öngörüyor. Wordsworth, bu ilkenin mahkemenin yargı yetkisinin sınırlarını çizdiğini ve davaya taraf olmayan devletlerin rızası olmadan onlar hakkında hüküm kurulamayacağını belirtti.
Alman avukat, mahkemenin İsrail’e yönelik suçlamaları önceden kanıtlanmış kabul edemeyeceğini savundu. “Monetary Gold Prensibi, mahkemenin önündeki tarafların görüşleriyle değil, davada yer almayan üçüncü devletin rızasıyla ilgilidir” ifadelerini kullandı. Nikaragua, Almanya’nın İsrail’e verdiği destek nedeniyle ICJ’ye başvurmuş durumda. Almanya ise ön itirazlarını ikinci tur sözlü savunmasında mahkemeye sundu. Monar, sunumunun sonunda ICJ’den Nikaragua’nın taleplerini dikkate almamasını istedi. Dava, Almanya’nın İsrail’e yönelik tutumunun uluslararası hukuka uygunluğunu konu alıyor. Mahkemenin ön itirazlar hakkındaki değerlendirmesi, davanın esasına geçilip geçilmeyeceğini belirleyecek. Bu değerlendirme, yalnızca Almanya’nın değil, benzer davalarda üçüncü devletlerin konumunun nasıl ele alınacağı açısından da emsal niteliği taşıyabilecek.





