SON DAKİKA

DÜNYA

İsrail basınından Türkiye’nin bölgesel stratejisine çarpıcı bakış

İsrail merkezli bir analiz sitesi, Türkiye’nin Orta Doğu ve çevresindeki son dönem hamlelerini bütüncül bir çerçevede değerlendirdi. Yayımlanan yazıda, Ankara’nın izlediği politikaların yalnızca askeri varlıkla sınırlı kalmadığı, deniz yetki alanlarından diplomasiye uzanan çok yönlü bir yaklaşımı içerdiği öne sürüldü. Değerlendirmede, Türkiye’nin izlediği bu yol haritasının bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek nitelikte olduğu savunuldu. Analizin genel çerçevesi, Ankara’nın yalnızca kendi çıkar alanlarını korumakla yetinmediğini, aynı zamanda bu alanları genişletmeye dönük proaktif bir tutum sergilediğini ortaya koyuyor. Bu yaklaşımın, bölgesel ölçekte yeni ittifak arayışlarını hızlandırdığı ve mevcut dengeleri sarsabileceği değerlendirmesi yapılıyor. Yazıda, Türkiye’nin bu hamlelerinin arkasında yatan temel motivasyonun, kendi güvenlik çemberini oluşturmak ve enerji koridorlarında belirleyici bir oyuncu haline gelmek olduğu ifade ediliyor.

Analizde dikkat çekilen ilk başlıklardan biri, Türkiye’nin denizlerdeki etkinliğini artırma hedefi oldu. Yazara göre, güçlü durumdaki Türk donanmasının kapasitesinin daha da geliştirilmesi ve Akdeniz’deki nüfuzunu pekiştirecek yeni iş birliklerine gidilmesi, bu amaca ulaşmada kilit rol oynayabilir. Bu kapsamda, Mavi Vatan kavramına yapılan vurgu ile Türkiye’nin denizlerdeki hareket kabiliyetini ve egemenlik alanını genişletme isteğinin altı çizildi. Bu politikaların, ülkenin Akdeniz’deki gücünü katlamasına yardımcı olabileceği yorumu yapıldı. Denizlerdeki bu genişlemeci vizyonun, yalnızca askeri bir güç gösterisi değil, aynı zamanda enerji kaynaklarının paylaşımı ve deniz ticaret yollarının güvenliği açısından da hayati bir strateji olduğu belirtiliyor. Bu bağlamda, Ankara’nın uluslararası hukuka dayandırdığı argümanlarla, kendi kıta sahanlığını ve münhasır ekonomik bölgesini genişletme gayreti içinde olduğuna dikkat çekiliyor.

Yazıda, Türkiye’nin stratejisinin sadece Doğu Akdeniz ile sınırlı olmadığına işaret edildi. Libya ile imzalanan anlaşmalar hatırlatılarak, Trablus’taki hükümete sağlanan askeri destek, danışmanlık hizmeti ve silah yardımı sayesinde Kuzey Afrika’da önemli bir dayanak noktası elde edildiği ifade edildi. Bu durumun, Akdeniz’i boydan boya kesen ve belirli ülkelerin olası enerji nakil hatlarını etkileyen fiili bir deniz sınırı izlenimi yarattığı iddia edildi. Ankara’nın Libya’daki bu varlığının, Doğu Akdeniz’deki enerji dengelerini doğrudan etkileyen faktörler arasında sayıldığı belirtildi. Söz konusu deniz sınırı anlaşmasının, bölgede tek taraflı ilan edilen ekonomik alanları geçersiz kıldığı iddiası ise analizde ayrıca vurgulanıyor. Böylece Türkiye’nin, kıyıdaş ülkelerin enerji planlarına müdahale edebilecek bir konuma yükseldiği öne sürülüyor. Bu durumun, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının paylaşımını konu alan uluslararası müzakerelerin seyrini de değiştirdiği kaydediliyor.

İncelemenin üzerinde durduğu bir diğer bölge ise Afrika Boynuzu oldu. Somali ile geliştirilen ilişkiler ve bu ülkedeki askeri varlık, analizin odak noktalarından birini oluşturdu. Türkiye’nin Somali ordusuna verdiği eğitim desteği ve iki ülke arasındaki deniz güvenliği iş birliğinin, Kızıldeniz’in girişleri ve kritik ticaret yolları üzerinde Ankara’ya stratejik bir avantaj sağladığı öne sürüldü. Bu gelişmelerin, bölgedeki diğer aktörlerin de tepkisini çektiği ve karşı hamleleri tetiklediği kaydedildi. Somali topraklarındaki Türk üssü, yalnızca askeri bir üs olmanın ötesinde; bölgesel istikrarın sağlanması için bir eğitim ve koordinasyon merkezi işlevi görüyor. Bu durumun, söz konusu coğrafyada uzun süredir etkin olmaya çalışan diğer güçler için bir tehdit oluşturduğu, hatta Türkiye’nin buradaki konumunu sağlamlaştırmak adına ekonomik anlaşmalara da imza attığı belirtiliyor.

İsrail’in, Türkiye’nin bu yükselişine karşı kendi angajmanlarını gözden geçirdiği aktarıldı. Analizde, Tel Aviv’in özellikle Somali’deki Türk etkinliğine karşı denge unsuru olarak Somaliland ile bağlarını güçlendirmeye çalıştığı ifade edildi. Bu durumun, bağımsızlığını yeni ilan etmiş bir yapıyla kurulan diplomatik ilişkilerin, Türkiye’nin Kızıldeniz’in girişindeki kritik bir kavşak olarak bilinen Bab el-Mendeb Boğazı’na ve buradan geçen ticari rotalara erişimini sınırlandırma hedefini taşıdığı yorumu yapılıyor. İki ülke arasındaki bölgesel rekabetin, farklı coğrafyalarda karşılıklı hamlelerle sürdüğü gözlemleniyor. Bu gelişmeler ışığında, tarafların birbirini kıskıvrak yakalamaya çalıştığı bir satranç tahtasını andıran bu durumun, önümüzdeki dönemde bölgesel çatışma risklerini de beraberinde getirebileceği belirtiliyor.

İlgili Makaleler